26 Nisan 2017 Çarşamba

… ‘dan Sonra Ben

Yazmayı düşündüğüm "… ‘dan Sonra Ben" adlı esere zemin olması için anılarımı Labirent Çıkmazında Ben / Biz ? adlı eserde topladım.
Eseri yayınlamak eser meydana getirmekten daha zor.
Sabahattin Gencal
*****


Rahmetli eşim, vefatından birkaç yıl öncesinden başlayarak, hep “Romanını yaz.” derdi bana. Ben, kurgu bilmediğimi söyleyince de kurguya murguya gerek olmadığını hayatımı dosdoğru biçimde anlatmamı isterdi. Doğruların daima güzel olduğunu söylerdi ki hocalarımız da böyle derdi.
Herkes “hayatım roman olur.” diyor diye cevap verdiğimde benim hayatımın çok farklı, çok ilginç ve ders ve ibretlerle dolu olduğunu belirten cümleler kurardı.
Ben çok şeyi unuttuğumu söyleyince “Ben hatırlatırım.” derdi.
Hafıza da ancak bu kadar olur. 52 yıl aynı yastığa başkoyduğuz eşim kendisine anlattıklarımın tümünü noktasına, virgülüne kadar hatırlardı.
İnsan, kim ne derse desin beğenilmekten, takdir edilmekten haz duyar; ama bir kişi, eşi tarafından beğenilirse duyduğu haz katlanır.
Vefakâr, cefakâr sevgili eşim ölmeden önce o zamana kadar yazdığım anılarımı toparlamaya başladım. Eşimin 24. 01. 2016’da vefatından sonra Kıyamet sarsıntısı yaşadım. Artçı sarsıntılar devam ediyor...
 Ben  Allah’ın (cc) takdirine inanan biriyim. Takdire rıza göstermeye gayret göstermekle geçiyor günlerim. Bu arada İzmit’teki dairemizi ve arsamızı satarak İstanbul’da bir daire aldım. Aslında Ümraniye’de bir dairem var; ama Çavuşbaşı’nda ve Dudullu’da ikamet eden çocuklarıma yakın olsun diye Çekmeköy’ün Hamidiye’sini tercih ettim.
Allah için doğru söylemek lazımsa dairemin konumu çok güzel. Hem ezan sesini duyuyorum, hem okulun zil seslerini. Parklar da yakın, duraklar da. Marketler de kafeler de; aile hekimliği de sosyal tesisler de yakın. Daha da önemlisi yurdumun dört bucağından gelen insanlarımız da yakın.
En yakınımı uzak, uzakları yakın eden yüce Rabbimin imtihanında kabul ediyorum kendimi. Çok zorlu imtihanlardan alnımızın akı ile çıktık. İnşallah bu imtihanı da kazanırız.
Yukarıda sözünü ettiğim anılarımı eşimin yazmamı istediği Ben adlı eserin bir alt zemini olarak   Labirent Çıkmazında Ben /Biz ? adı altında basılmaya hazır bir kitap haline getirdim.
Niyetim bundan böyle yaşadıklarımı, eşimin de öğütlediği gibi kurgusuz murgusuz, yapmacık olmayan, samimi ve dosdoğru biçimde yazmaktı. Ama bir türlü başlayamıyordum.
Bugün bir kitabın tanıtım yazısı düştü ekranıma. Bu yazıdır ki başlamama sebep oldu. İnternetin bu özelliğinden hoşlanmıyorum pek. Yazdığım Anahtar Kelimeleri değerlendirerek birçok reklam çıkarıyor karşıma. Ama bu kez beğendiğim bir reklam yazısı ile karşılaştım:
Jose Moyes’in “Senden Sonra Ben” başlıklı romanının tanıtımı.
 Aklıma düşen şu oldu. Bu başlık asıl benim kitabımın başlığı olmalıydı. Ama artık bu başlığı kullanamam. Şimdilik üç notayı (…) kullanayım. Sonra belki doldururuz noktaları: … ‘dan Sonra Ben.
En büyük eksiklerimden biri de bir yere, bir konuya  odaklanamam ve çağrışımlarla uçmamdır.
"Jojo Moyes Kimdir?" diye düşünmekten kendimi alamadım. Google’ye sordum:
1969 Londra, İngiltere doğumlu olan Jojo Moyes yazarlık kariyerinde zirveye Senden Önce Ben romanı ile ulaştı. Yazarlık kariyerine 2002 yılında yayınladığı Sheltering Rain romanı ile başlayan ve o tarihten sonra birçok esere imza atan ünlü yazar Türk okuyucuları ile en çok satan romanı olan Me Before You(Senden Önce Ben) ile buluştu. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük beğeni toplayan kitaptan sonra Jojo Moyes’in Sevgilimden Son Mektup romanı da Türkçeye çevrildi. [i]

         Moyes oğlumdan beş yaş küçükmüş.
         Yazabilmem için artık vakit çok geç mi? Zaman zaman bugüne dek yazamamışsam bugünden sonra da… deyip karamsarlığa, umutsuzluğa kapılıyorum. Ama, sağolsunlar dostlarım, ihtimal meşguliyette yarar var düşüncesiyle yazmaya devam etmem için teşviklerini esirgemiyorlar.
         Teşvik çoğu zaman para etmiyor. Son 15 yıldır edebiyatın kapılarını adeta kapattım. Ondan önce ki bilgilerimi de edebiyat grubu öğretmeni olmama rağmen  unuttum.  Bakınız herkes tarafından tanınan Mores’i bile tanıyamadım.
Senden Sonra Ben adlı eseri okumadım, okumaya da niyetim yok. Bu eserin tanıtım yazısından birkaç paragraf:

“Louisa Clark ve Will Traynor birlikte altı ay geçirmiştir. Koca bir yılın yarısı… Ve bu altı ay çok şeyi değiştirmiştir. Lou artık kendi hayallerinden korkan o kasabalı kız değildir fakat hayatı Will’in istediği gibi cesurca yaşamayı da başaramıyordur. Sevdiklerini kaybeden insanların yollarına nasıl devam ettiklerini bilmiyordur çünkü Will’in olmadığı bir dünya onun için hâlâ katlanılması zor bir yerdir. Boş bir apartman dairesinde yaşıyor, havaalanında korkunç bir işte çalışıyordur. Yaşasa da onun için hayat diye bir şey yoktur, ta ki karşısına onu Will’e götüren, kimsenin haberinin olmadığı bir bağlantı çıkana dek…
Kederden arınma yolculuğu hiçbir zaman dolambaçsız değildir ama hayat bazen o incecik çizgide yürürken sunar mucizelerini… Lou sonunda umudu tekrar bulup yeni bir hayat için hayaller kurmaya başlayabilecek midir?”[ii]

Birlikte altı ay geçirmişler… ya biz 52 yıl, öyle böyle değil herkese örnek olacak bir hayat yaşadık… Ancak bu hayatı senaryolaştıramadım.
Mores’in deyişiyle, şimdilerde kederden arınma yolculuğundayım…
Mores herhalde, okuyucularını kederlendirmemek için dokunaklı dilin yanısıra esprili bir dil de kullanabiliyor.
Ben de espri de arama.

Roman yazarı ve gazeteci  Bayan Jojo Moyes’den de alıntı yapmak varmış. Rahmetli eşim çok alıntı yaptığımdan yakınırdı. “Bilmiyorum”deyişimi yadırgardı.
Kimbilir, Mores’i okumaya niyetimin olmamasını da yadırgardı.

Evliliğimizin ilk yıllarında ilgi çekici öyküler, romanlar okurduk beraberce. Çok kez ben okurdum o dinlerdi. Bazen de…
Daha sonraları radyo dizilerini, televizyon aldıktan sonra da TV dizilerini izledik beraberce. Dizinin akışı ve sonucu hakkındaki öngörüleri genellikle doğru çıkardı.

Şimdilerde roman da okuyamıyorum, aslında çoktan beri roman okuyamıyorum. Dizi de seyretmiyorum. 
Kendi romanımızı, dizimizi yaşıyoruz.

Sabahattin Gencal
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 26. 04. 2017